Güneş ve Korunma

Güneş ve Yapay Güneş ışıklarından(Solaryum vb) korunma

Güneş yaşam ve mutluluk kaynağımız ancak cildimizin yaşlanması problemleri içinde en önemli dış stres faktörlerinden bir tanesidir. Güneş ve yapay UV ışık kaynaklarının deride fotoyaşlanma olarak tanımladığımız erken deri yaşlanmasına ve cilt kanserlerine neden oldukaları çok iyi bilinmektedir. UV nin bu etkisi birikim ve bir süreç sonucu geliştiğinden erken çocukluk çağlarından itibaren güneşten uygun korunma bilincinin geliştirilmiş olması önemlidir.

Güneş

Güneş ile ilgili bilgi ve gözlemlerimizin artması ve deneyimlerimizin bilimsel kanıtları güneş ışınları hakkındaki yarar-zarar dengesini hassas bir noktaya getirdi. Bir yanda moda gündeminin belirlediği “güzellik için bronz bir ten” sloganları, standartları denetlenmeyen ve kontrolsüz kullanılan solaryum salonları, kısa yaz tatillerinde yoğun güneşlenme alışkanlıkları, yanlış anlatılmaya devam eden sağlık için güneşin mutlak gerekliliği bilgisi ve bir türlü doğru seçip kullanamadığmız güneşten koruyucular. Diğer yanda güneşeşin direkt nedeni olduğu kesin kanıtlanmış ve  hızla artan cilt kanserleri, erken cilt yaşlanması ve lekeler. Bu gelişmeler karşısında  günlük yaşamda nasıl davranmamız gerektiği konusunda bazı soru işaretleri doğdu.

Dünyamıza elektromanyetik ışın demetleri şeklinde ulaşan güneş enerjisi, görülebilen (gün ışığı) ve görülemeyen (ultraviyole - UV) olmak üzere ikiye ayrılıyor. 


UV ışınları ise, dalga boylarına göre ultraviyole - A (UVA), ultraviyole - B (UVB) ve ultraviyole - C (UVC) olarak üçe ayrılırken; UVC ışınları, atmosferi geçemedikleri için yeryüzüne ulaşamıyor ve bizler günlük hayatımızda sadece UVA ve UVB ışınlarına maruz kalıyoruz. Ortalama bir yaz gününde UVA, dünyaya ulaşan UV ışınının yaklaşık %96.5’ini oluşturmaktadır, UVB ise sadece kalan %3.5’inden sorumludur. Dünyanın yüzeyine ulaşan tüm ışık çeşitleri karşılaştırıldığında ise %9.5’i UVA’dır. UVA, dünyanın yüzeyine ulaşan baskın UV ışığı olsa da, UVB’ye maruz kalmanın deri kanseri oluşturma olasılığı daha fazladır.  Bu bulgu, UVB’yi engellemek için tasarlanmış güneş koruyucularının kullanımını desteklemektedir. Geliştirilmiş olan ilk güneş koruyucular UVB’yi bloke ederek eritem (deri kızarıklığı) ve güneş yanığını önlemek için tasarlanırken, UVA’yı engelleme konusunda etkileri azdı. UVA’nın deri ve vücut savunma sisteminin zayıflattığı, deride daha derine inebildiği ve fotoyaşlanmaya yol açtığı anlaşıldıktan sonra özellikle melanom gelişiminde rolü anlaşıldığında daha fazla önem kazanmıştır. Bu nedenle, hem UVA hem de UVB’ye yönelik güneş koruyucuları kullanılmalıdır.  UV ışığıderi üzerindeki karsinojenik etkisini, DNA  hasarı üzerinden yapmaktadır. DNA tarafından maksimum UV emilimi 260 nm’dir. DNA üzerinde UV “imza mutasyonları” olarak da bilinen mutasyonlara yol açmaktadır.

UVB, cam tarafından bloke edilebilmekte ve dünyanın yüzeyine ulaşan UVB miktarı gün içindeki saate göre değişmektedir. Dünyaya ulaşan maksimum UVB ışınları 10.00-16.00 saatleri arasında gelmektedir. Diğer taraftan, UVA ışını camdan geçebilmekte, hatta dünyanın yüzeyine ulaşma kabiliyeti gün içindeki saate veya havanın bulutlarla kaplı olup olmamasına bakılmaksızın daha sabit kalmaktadır.

Derimiz

Derimiz vücudun dış etkenlere en fazla maruz kalan en geniş alanı olan organıdır. Derimizi oluşturan hücreler dışında ırksal ve kişisel cilt rengimizin farklı olmasını sağlayan melanosit isimli hücrelerde bulunmaktadır. Bu hücreler melanozom denilen pigment yani boya yapmakta ve bunu derinin üst tabakalarındaki hücrelere göndermektedir.

UV ile derimizde hücrelerde DNA hasarının gelişiminde dokularda ortaya çıkan reaktif oksijen radikalleri sorumludur. Güneş ile birlikte deri bu zarardan kendisini korumak için pigment miktarını artırmakta derinin üzerinde bir koruyucu tabaka yaratmaya çalışmakta ve yapısındaki antioksidanları kullanmaktadır.  Aslıda bronzlaşma cildin hasar gördüğünün göstergesidir. Sağlıklı bronzlaşma diye bir şey yoktur. Bornzlaşmaya başladık ise problemler başlamış anlamına gelmektedir. Bu nedenle güneşten koruyucu ürünlerin sağlıklı bronzlaştrıcı olarak ülkemizde satılıyor olması bize özgüdür.

Deri antiagin startejilerinde güneşten korunma ve dietle alınacak antioksidanlarda son derece önemlidir.

 Güneş ışınlarının zararlı etkileri

“Güneş; cildin erken yaşlanmasına, kırışıklıklara ve lekelenmelere yol açmaktadır. En güzel kanıtı güneş görmeyen bir vücut alanı ile elnizin üstünü karşılaştırın. Vücut savunma sistemini zayflatmakta, cilt kanserlerinin gelişimine neden olmaktadır.

Güneşten Korunmak

“Güneşten korunma konusunda devlet politikaları oluşturmak, eğitim çalışmaları yapmak, yanlış davranış ve bilgileri değiştirmek ve korunmayı alışkanlıklara dönüştürmek gerekmektedir.

Estetik problemleri olan hastalar, güneşin riskleri ve buna ilişkin koruyucu davranışlar hakkında eğitilebilecek, risk altındaki ilgili hedef kitleyi oluşturmaktadır. Hastalara yardım amaçlı verilen tüm deri bakım önerileri arasında güneşten koruyucularında verilmesi  olasılıkla bu en önemli konudur, çünkü güneşten uygun korunma hastanın gelecekteki görünümünde büyük bir fark yaratacaktır. Hastalar güneşten kaçınmaz ve koruyucu tedbirler uygulamazlarsa, kozmetik ürün ve yapılan tüm işlemlere boş yere para harcadıkları konusunda uyarılmalıdır.

Güneşten korunma kavramı son 30 yıldır hayatımıza girmiş bir kavram.  Güneşten korunma konusunda bugün için bilinen ve uygulamada fayda sağladığı tespit edilen bazı önemli noktalar bulunmaktadır.

Güneş ışınlarının yeryüzüne ulaşma şekli ve şiddeti coğrafi bölgelere, mevsimlere ve günün saatlerine göre farklılık göstermektedir. Bu nedenle gelişmiş ülkelerde olduğu gibi hava durumu belirtilirken bölgesel UV index verilmesi ömelidir. Bu index risk özelliklerini göstermektedir.

Güneş koruyucularının günlük kullanımı, derinin koruyucu davranışı açısından son derece önemlidir. Bununla birlikte hiçbir güneş koruyucusu UV spektrumunun tüm kısımlarını etkili bir şekilde bloke edemediğinden, güneşten kaçınmak için koruyucu giysi, şapka ve pencere filtrelerinin hepsi erken ve geç güneş hasarına karşı kullanılmalıdr.

Güneşten korunmada giysilerin seçimi önemlidir. Tüm beyaz renkli, pamuklu, keten, sentetik kumaşlar ve suni ipekli kumaşlar SPF-15. in altında koruma özelliğine sahiptirler. Polyester ürünleri kullanımı tercih edilmemekle birlikte güneşten korumada en etkili olan kumaşlardır. Bu nedenle polyester karışımı ürünlerin kullanımı önerilmektedir. Bir giysinin kalınlığı, renk koyuluğu ve ağırlığı arttıkça koruyuculuğu artmaktadır. Sıkı bir şekilde dokunmuş ya da küçük aralarla örülmüş giysilerin SPF si daha yüksektir .

Akıllı telefonlarda hiç kullanmadığımız programlar yerine bulunduğunuz lokasyonu saptayarak önceden girdiğiniz cilt tipinize uygun UV riskni ve kullanmanız gereken güneşten koruyucu konusunda size yönlendirecek programlar kullanılabilir. Güneş ışınlarının önemli zararları, direkt olarak gökyüzünden gelen ışınlarla olmakla birlikte; bu ışınların kar, kum ve su yüzeyinden yansıyabileceği ve bunun da zararlı etkilere yol açabileceği unutulmamalıdır. Güneşte kalma süresi, alınan ışının dozunu da belirlemektedir. Giysiler, güneş gözlükleri, şemsiye veya tente güneş ışınlarının önemli kısmını engelleyebilmektedir. Açık tenli, açık renk gözlü, kızıl / sarı saçlı kişiler koyu tenli kişilere göre; bebek ve çocuklar ise erişkinlere göre güneş ışınlarına daha az dayanıklıdır. Güneşten koruyucu ürünler, ultraviyole ışınlarının zararlı etkilerini önemli ölçüde engelleyebilmektedir. Güneş ışınlarının zararlı etkilerinden korunma, çocukluk çağından başlayan ve hayat boyunca devam eden bir uygulama olmalıdır.

Alışkanlığa dönüşmesi istenilen davranışlar

  • Açık alanda kalmanız gerekiyorsa (spor aktiviteleri, plaj - havuz aktiviteleri, iş nedeniyle veya gezinti - piknik vb. sırasında), daima gölge bir yer arayın ve gölgede kalmaya çalışın.
  • Geniş kenarlıklı şapka ve ultraviyole ışınlarını yansıtan gözlük kullanın.
  • Sıkı dokunmuş kumaşlardan üretilmiş giysileri tercih edin.
  • Dış ortamda geçireceğiniz zamanın mümkünse, sabah saat: 10.00 ile 16.00 arasına denk gelmemesine özen gösterin.
  • Güneşte kalacağınız zaman cildinizin açıkta kalan tüm alanlarına güneşten koruyucu krem veya losyon sürün.
  • Çocukları ve bebekleri mutlaka yüksek koruma faktörlü (en az SPF 30) ürünlerle koruyun ve öğlen saatlerinde başka aktiviteler yaratarak, güneşte kalmalarını engelleyin. 
  • Ne yazık ki güneşten korunma faktörü (SPF), UVA’yı tablonun dışında bırakarak, sadece UVB ışığına karşı koruyucu etkilerin değerlendirilmesini sağlamaktadır. Diğer bir deyişle, eğer bir ürün etiketi SPF-45 şeklinde ise, bu sadece UVB’ye karşı korunma ile ilgilidir, UVA ışınına karşı korunma hakkında bir bilgi vermemektedir. 
  • Güneş koruyucusunu laboratuvar koşullarında gerçekleştirildiği kadar kalın uygulamadıkları için, çoğu kullanıcının muhtemelen ürün etiketinden beklenenin %20-50’si arasında bir ortalama SPF elde ettiğini göstermiştir.
  • Kimyasal güneş koruyucular 2 yaşın altındaki çocuklarda kullanılmamalıdır. 
  • Hiçbir güneş koruyucusu güneşi tamamen engelleyemez. Bu nedenle ürün etiketlerinde “güneş bloke etme” teriminin kullanılmasına izin verilmemelidir.
  • UVA koruyuculuğu için ürün içerisinde Parsol 1789, yeni avobenzon formülasyonu ve Meksoril içermelidir.
  • Güneşe çıkılması planlamıyor isede güneş koruyucularını her gün kullanmaları tavsiye edilmektedir.  Bu, camdan içeri geçen UVA ışınlarından ve beklenmeyen güneşe maruz kalışlardan korunmalarına yardımcı olacaktır.
  •  Böceksavarların, güneş koruyucunun etkinliğiyle etkileşime girdiği saptanmıştır. Şimdilik, daha fazla bilgi elde edilene kadar, bu ürünlerin ayrı ayrı uygulanması önerilebilir.
  •  Güneşe maruz kalan deriyi korumada giysiler önemli bir rol oynasalar da, şapkalar da yararlı ek kıyafetlerdir. Geniş kenarlı bir şapka takmak 5 civarında bir SPF sağlayabilir.
  • UVA ışınlarını bloke eden pencere koruyucuları UVA’ya maruz kalışı azaltmak için araba, tekne ve ev pencerelerine yerleştirilebilirler
Koruyucu ürünler hakkında 
Cilt tiplerine ve yapısına uygun koruyucular uygun zamanlarda ve uygun şekillerde kullanılmalıdır. Yani “Doğru kişiye, doğru zamanda, doğru ürün!” kullanılmalıdır. 
Güneş  ışınlarının zararlı etkilerinden korunmak için güneş koruyucu kremler ile birlikte kapalı giysiler, geniş kenarlı şapkalar, güneş gözlükleri kullanılmalıdır. UVB yoğunluğunun en fazla olduğu öğle saatlerinde 11:00-15:00 güneşe maruz kalınmamalıdır. Kullanılan güneş koruyucu kremler en az 30 faktör (SPF) olmalı, UVA koruma filtreleri içermeli, güneşe çıkmadan en az 20 dk önce sürülmeli ve her iki saatte bir yenilenmelidir. Bulutlu, rüzgarlı ve serin havalarda da ultraviyole hasarının devam ettiği unutulmamalıdır. 
Bu ürünlerin üzerindeki numaralar, güneşten korunma faktörü (SPF) olarak bilinmekte ve ultraviyole-B ışınlarını engelleme kapasitelerini belirtmektedir. Örtülü olmayan deriye bir SPF-10 güneşten koruyucu uygulayan bir kişi, görünür bir deri kızarılık-eritem reaksiyonu oluşmadan 10 kat daha fazla güneşte kalabilir.
UVA’ya yönelik güneşten koruyucu ürünler için yeni bir derecelendirme sistemi önerilmiştir.  Bu sistem 1-4 yıldız arasında bir ölçeğe dayandırılacak; 1 yıldız UVA’ya karşı düşük korunmayı; 2 yıldız orta düzeyde korunmayı; 3 yıldız yüksek korunmayı ve 4 yıldız bir tezgah üstü (OTC) güneş koruyucu üründe mevcut, UVA’ya karşı en yüksek korunmayı temsil edecektir. 
Günlük aktivitelerde 15-20 faktör yeterli olabilmekte ancak deniz kenarında geçirilen bir gün için en az 30 faktörlü bir ürün kullanılmalıdır. Son yıllarda koruyucu ürünlere, cildi ultraviyole–A ışınlarından da koruyan yeni bileşenler eklenmiştir ancak bu ürünlerin kalıcılık süreleri daha kısa olduğundan, bu ürünlerin, daha sık sürülmeleri gerekmektedir.
Bir güneş koruyucusu, suya daldırıldıktan 40 dakika sonra bile, SPF düzeyinin etkin olduğu saptanırsa “suya dirençli” olarak kabul edilir. Güneş koruyucular için bu test işlemi şöyledir: Kişiler kapalı bir havuzda 20 dakika boyunca yüzdükten sonra derileri hava sayesinde kurur (havluyla kurulanmaz). Sonra tekrar 20 dakika yüzmeleri söylenir ve yine hava ile kuruma sağlanır. Toplam 40 dakikalık su temasından sonra suya dirençli güneş koruyucunun SPF değeri ölçülür.
Bu işlem 4 kez tekrarlandığında yani 80 dakika toplam su teması sonrası SPF değeri “Suya çok dirençli” olarak tanımlanmaktadır.
Güneşten koruyucuların “suya dirençli” formülasyonlarda kullanılan taşıyıcının lipofilik özellikte olması nedeniyle verdikleri yağlı his kullanıcılar tarafından iyi karşılanmasa da, ürünlerin deriye iyi şekilde bağlanmasına olanak sağlamaktadır.
İnsanlarda SPF’yi ölçmek için gerekli, uluslararası düzeyde kabul gören deri yüzey birimi başına standart güneş koruyucu miktarı (örneğin, güneş koruyucu kalınlığı) 2 mg/cm² deridir.  Bir erişkinin tüm vücudunda o kalınlığı sağlamak amacıyla, bu güneş koruyucusundan 30 mL kullanması gerekecektir.  Çoğu durumda kişiler yeterli miktarda güneş koruyucusu uygulamamaktadır. 
Yüz, ortalama olarak 600 cm²’dir; bu nedenle, bir kişinin ürünün etiketinde öne sürülen SPF’yi sağlamak için, yaklaşık 1.2 g güneşten koruyucu kullanması gerekecektir. 
Açık tenli kişiler, koyu tenli kişilere göre çocuk ve bebekler ise büyüklere göre daha yüksek koruma faktörüne ihtiyaç duymaktadır. Bu ürünlerin etkileri, sürüldükten en az 15-30 dakika sonra başladığı için güneşe çıkmadan en az yarım saat önce sürülmeleri gerekmektedir. Terleme, su ile temas (yüzme - yıkanma) ve havlu ile kurulanma sonucu koruyucu ürünlerin etkileri kaybolabileceğinden; koruyucu ürünlerin gün içerisinde ihtiyaç duyuldukça-birkaç saatte bir- tekrar sürülmeleri gerekmektedir.
Bu koruyuculara serbest radikalleri yakalama kapasitesi olan vitamin E ve beta-karoten gibi değişik antioksidan vitaminler de eklenmektedir. 

Fiziksel Güneş Koruyucuları; Bunlara bariyer güneş koruyucularıda denilmektedir. ve sıklıkla fiziksel koruyucular olarak bilinmektedir. Ultraviole ışınlarını ayna gibi yansıtarak, ve dağıtarak etkili olurlar. UV, görünür ve infrared spektrumları içeren en geniş ışık aralığını bloke eden bu güneş koruyucuların kullanımı, özellikle plajda veya yüksek irtifalarda yoğun güneş maruziyeti beklendiğinde önerilmektedir. Hassas derili hastalar kimyasal güneş koruyucuların aksine, fiziksel güneş koruyucuları tolere etmeye daha yatkındır. Fiziksel güneş koruyucularda en çok kullanılan maddeler titanyum dioksit(TiO2), magnezyum oksit, demir oksit, çinko oksit(ZnO), magnezyum silikat (talk), kaolin, baryum sülfat ve red veterinarian petrolatumdur. Hassas ciltlerde daha rahat tolere edilebilmesi, UVA ve UVB’ye karşı koruma sağlaması avantajlarıdır. Kalın bir tabaka şeklinde uygulanması gereken eski formülasyonlar güneşte erir, giysileri boyar ve alne yapıcı olabilirler. Bu ajanların bir kısmı o kadar opaktır ki, görünüm itibariyle pek çok hasta tarafından kozmetik olarak kabul edilmemektedir. Opak görünümleri ise kozmetik açıdan problem olabilir ancak son yıllarda çinko oksit ve titanyum dioksidin mikronize preparatlarını içeren şeffaf veya kolloidal süspansiyonları geliştirilmiştir. Bu formülasyonlar deri yüzeyinde kaldığı ve sistemik olarak emilmediği için popülerdir. Bu, irritasyon ve duyarlılaşmayı en aza indirirken, güvenlik profilini en üst seviyeye çıkarmaktadır.

UVA spektrumuna karşı koruyan ve kullanım için onay almış diğer bir güneş koruyucu içeriği organik kimyasal olan avobenzondur.

Bununla birlikte, fiziksel güneş koruyucu içeren metal oksitlerle olası bir sorun, ışınla karşılaştıklarında yüzeylerinde serbest oksijen radikalleri oluşturabilmeleridir ve bunlar deride istenmeyen olayları başlatabileceği öne sürülmüştür. Bu nedenle pek çok üründe deri yüzeyi dimetikon veya silikon ile kaplanarak bu ajanların fotoreaktivitesini en aza indirilmektedir.

Kimyasal güneş koruyucuları; Kimyasal güneş koruyucular, belirgin güneşe maruz kalma zamanlarında ullanılabilecek, daha yüksek SPF’li ürünler oluşturmak için genellikle fiziksel güneş koruyucularla veya birbirleriyle combine edilmektedir. Kimyasal koruyucular sentetik olarak hazırlanan organik kimyasallardan oluşur. UV ışınlarını absorbe edip ışığın enerjisini emerler ve emilen ışın daha sonra ya ısı veya ışık olarak dağıtılmalı ya da bazı kimyasal reaksiyonlarda kullanılmalıdır. Bu, bir formülasyon içindeki diğer kimyasallara saldırabilen serbest radikaller veya fotoürünlerin ortaya çıkmasına neden olabilir; bu yan ürünler eğer emilirse derinin kendisine de saldırabilirler. Bununla birlikte, çoğu vakada ışın basitçe daha uzun bir dalga boyunda tekrar yayılır ve serbest radikal oluşumuna yol açmaz.

Bu renksiz, sıklıkla kokusuz ajanlar, UV ışınını emdikleri ve yansıttıkları için filtre şeklinde fonksiyon görerek UV ışınının epidermise geçişini önlemektedir. Pek çok kimyasal güneş koruyucunun duyarlı hastalarda allerjik veya fotoallerjik reaksiyonlara neden olduğu bildirilmiştir. Kimyasal güneşten koruyucuların diğer bir dezavantajı, bazılarının UV ışınına maruz kalındığında stabil olmamasıdır. Örneğin, güneşi taklit eden bir ışığa 15 dakika boyunca maruz kalmanın avobenzonun %36’sına zarar verdiği bildirilmiştir. Üstelik avobenzon parçalandıkça, formüldeki diğer organik koruyucu ajanlar da zarar görebilmektedir.  Bazı kimyasal güneş koruyucular sistemik emilmekte olup, bu emilme düzeyi ürünü kullanan kişilerin idrarında gösterilmiştir. Bu nedenle, kimyasal güneş koruyucular 2 yaşın altındaki çocuklarda kullanılmamalıdır.  

Duyarlı kişilerde alerjik reaksiyonlara neden olabilirler. UVB absorbe edenler (para-aminobenzoik asit, sinamatlar, salisilatlar, fenilbenzimidazol sülfonik asit) ve UVA absorbe edenler  (benzofenonlar, metinil antranilat, parsol 1789) şeklinde sınıflandırılırlar. Yüksek SPF elde etmek için düşük konsantrasyonda güneşten koruyucu içeren kombinasyonlar kullanılmaktadır.

UVB karşı etkin güneşten koruyucuların içerikleri; 

Para-aminobenzoik asit

Suda zayıf çözünen ve bu nedenle sadece alkol içeren taşıyıcılar için uygun olan paraaminobenzoik asit (PABA), en sık kullanılan ilk güneş koruyucu bileşenlerinden biridir. Deride batma hissi oluşturması, hem pamuklu hem de sentetik kumaşları boyaması gibi yan etkileriyle ilişkili yaygın ve olumsuz duyumlar nedeniyle sonraki formülasyonlar “PABA içermez” olarak etiketlenmiştir. Bu soruna maruz kalmamak için üreticiler, suda çözünebilir olan ve stratum korneuma penetre olmayan PABA türevleri geliştirmişlerdir. Güçlü bir UVB emici olan oktil dietil PABA veya padimat O, kullanılan başlıca türevdir. PABA ve türevlerinin kullanımıyla ilişkili fotoallerjik reaksiyonlar bildirilmiştir.

Sinnamatlar

Bu bileşikler kategorisi büyük ölçüde PABA türevlerinin yerini almıştır. Bunlardan en yaygın kullanılanı, 310 nm’de maksimum UV absorbe etme özelliği ile oktil metoksi sinnamat (OMC)’tır. Makyaj fondötenleri, rujlar ve saç şekillendiricileri gibi pek çok kozmetik ürün bu bileşiği içermektedir.  Bu, güneş koruyucuların verdiği yağlı his algısından hoşlanmayanlar için önemli bir seçenektir (özellikle erkekler yağlı formülasyonlardan yakınma konusunda başta gelmektedir).

Sinnamatların suda çözünebilirliği zayıf olduğundan, temizleme ile yıkanıp uzaklaştırılamamakta ve genellikle suya dirençli ve suya çok dirençli güneşten koruyucular içinde bulunmaktadırlar. Bu ajanlara allerji ender olsa da, sinnamat içeren formülasyonların kullanımı ile ilişkili fotoallerjik reaksiyonlar bildirilmiştir. Parçacıkların sol-jel silika ile kaplanmasının allerji insidansını azaltabileceğine inanılmaktadır. Bu bileşiğe allerjisi olan hastalar, sinnamik aldehid ve sinnamon yağı içeren kokulara ve tatlandırıcılara karşı da allerjik olabilmektedir.

Salisilatlar

310 nm’de maksimum UV emilimine sahip salisilatlar, güneş koruyuculardaki UVB korunmasını arttırmak için kullanılmaktadır. Oktil salisilat (2-etil heksil salisilat) ve homosalat (homomentil salisilat), güneş koruyuculardaki en popüler salisilatlardır. Bu bileşikler stabildir, duyarlılaştırıcı değildir, suda çözünmemeleri onlara yüksek oranda dayanıklılık kazandırmaktadır.

Salisilatların kimyasal özellikleri kozmetik formülasyonlarda, benzofenonlar gibi diğer kimyasal güneş koruyucu ajanlarla kombinasyon açısından uygun bileşenler olmalarını sağlamaktadır. Aslında salisilatlar sadece diğer UV filtreleri ile kombinasyon halinde kullanılmaktadır, çünkü tek başlarına aktif filtre edici özellikleri çok zayıftır. Salisilatlara karşı kontakt allerji çok nadirdir.

Fenilbenzimidazol Sülfonik asit

Yağ fazında çözünebilir olan diğer UV filtrelerinin aksine, fenilbenzimidazol sulfonic asit (PSA) suda çözünebilmektedir. Bu bileşen bu özelliğiyle, güneş koruyucu formülasyonlara daha az yağlı his algısı kazandırmaktadır. Ancak ne yazık ki salisilatlar gibi PSA da seçici bir UVB filtresi olup, UVA’nın hemen hemen tümünün geçişine imkan vermektedir. Bu bileşiğin diğer  iltrelerle kombinasyon şeklinde kullanımı daha uygun olmaktadır.

UVA karşı etkin güneşten koruyucuların içerikleri;

Benzofenonlar

Benzofenonlar için emilim aralığı, ışık spektrumunun başlıca UVA kısmında 320 ile 350 nm arasındadır. Sıklıkla UVB korumasını artırmak için kullanılan oksibenzon 326 nm’de maksimum emilime sahiptir. Oksibenzon, çok yaygın bir güneş koruyucu bileşeni olup, güneş koruyucuların %20-30’unun bu kimyasalı içerdiği tahmin edilmektedir. Ne yazık ki oksibenzon, günümüzde en sık fotoallerjik kontakt dermatite neden olan güneş koruyucu ajandır. Sistemik emilim bildirilmiştir. Bu nedenle, bu ajanı içeren güneş koruyucuların çocuklarda kullanılması önerilmemektedir.

Mentil antranilat

Bu bileşiğin absorbsiyon gücü 340 nm’de zirve yapmaktadır. Sonuç olarak, zayıf bir UVB filtresi olmakla birlikte etkili UVA2 koruması sağlamaktadır. Mentil antranilat, etkisi daha az olduğundan benzofenon kadar yaygın kullanılmamaktadır.

Parsol 1789

Parsol 1789 (avobenzon veya butil metoksidibenzoilmetan) 355 nm’de maksimum absorbsiyona olup, daha üstün UVA koruması sağlamaktadır. Avobenzon en yaygın kullanılan UVA bloke edici bileşenlerden biridir.

Meksoril

Meksoril SX suda çözünebilir bir formülasyon olduğundan deri üzerinde daha az yağlı hissedilmektedir ve her gün kullanım için daha uygundur. 

Meksoril XL ise tam tersi yağda çözünmektedir ve bu da onu suya dirençli bir güneşten koruyucu olarak daha uygun bir hale getirmektedir. Meksoril SX, daha kısa UVA dalga boylarına karşı çok etkili olduğu saptanan bir organik filtredir. 320-340 nm aralığındaki bu kısa UVA dalgaları dünyaya ulaşan UV ışınlarının %95’ini oluşturmaktadır. Meksoril, diğer UV filtreleriyle hazırlanacak kombinasyonlara eklenebilir. Meksoril, avobenzonun aksine fotostabildir ve UV ışınına maruz kaldığında parçalanmaz.

Kombinasyonlar

Pek çok güneş koruyucu formülasyonu, ürünün koruma gücünü arttırmak ve estetik özelliklerini değiştirmek için aktif güneşten koruyucu bileşenlerin kombinasyonlarını içermektedir. Hangi güneş koruyucu bileşenlerinin diğerleriyle kombine edilebileceğini Amerika’daki FDA düzenlemektedir; bunun sebebi, bazı güneşten koruyucu bileşiklerin birbiriyle uyumsuz olmaları ve kombine edildiklerinde bir ürünün SPF derecesini düşürebildiklerinin fark edilmesidir.Kombinasyonlar, daha düşük konsantrasyonlarda güneş koruyucu bileşenler kullanılarak daha yüksek SPF elde etmek için hazırlanmaktadır.

Güneş koruyucuların yen etkileri

Mevcut veriler, kimyasal güneş koruyucuların sistemik herhangi bir yan etkiye yol açmadığını, ancak fototoksik ve fotoallerjik reaksiyonlar yanında irritan ve allerjik kontakt dermatit gibi lokal deri bulgularına rastlandığını göstermektedir. Bunlar güneşe maruz kalınmadan da kontakt dermatite neden olabilmektedir.

PABA, benzofenonlar, sinnamatlar ve metoksidibenzoilmetan, kimyasal güneş koruyucularda en sık yer alıp, allerjik kontakt dermatit oluşumunda rol oynayan bileşenlerdir. TiO2 ve ZnO içeren fiziksel güneş koruyucuların hiçbir zaman kontakt allerjiye neden olduğu bildirilmemiştir ve bu nedenle, güneş koruyuculara karşı aşırı duyarlılık öyküsü olan hastalar için uygundurlar.

Duyarlı kişilerde kokular ve koruyucular gibi, güneş koruyucu preparatlara eklenen katkı maddelerinin de allerjik reaksiyonlara neden olma olasılıklarının bulunduğunu hatırlamak önemlidir.

Güneş koruyucu taşıyıcıları, özellikle yağlı preparatlardakiler, akut UV maruziyetinde görülebildiği gibi akneyi levlendirebilmektedir. Araştırmalar komedonların gelişimine yol açan nedenin güneş koruyucunun kendi yağı değil, taşıyıcı olduğunu göstermektedir.

Güneş koruyucuların tam koruma sağladığı ile ilgili yanlış anlama, bazı tüketicilerin güneşe maruz kalma süre ve sıklığını artırmasına yol açması nedeniyle riskli olabilir. Hiçbir güneş koruyucusu güneşi tamamen engelleyemez. Bu nedenle ürün etiketlerinde “güneş bloke etme” teriminin kullanılmasına izin verilmememlidir.

En önemli ve çözülememiş çelişki D vit üzerinedir. D vitamininin akciğer ve prostat kanseri gibi kanserleri önlediği gösterilmiştir. Ne yazık ki, sağlıklı ve uygun bir D vitamini dozu elde etmenin en iyi yolu güneşe maruziyettir. Diyet destekleyicileri, haplar ve takviye edilmiş süt, günlük önerilen uygun D vitamin dozunu karşılamaz. Bir bardak süt sadece 100 IU D vitamini oluştururken, güneşli bir kumsalda 20 dakika uzanmak 10 000 IU D vitamini oluşturabilir. Bu nedenle, D vitaminini en iyi elde etme yolu güneşe maruz kalma olsa da, çok fazla güneş maruziyetinin deri kanserine neden olduğu bilindiği için çelişki ortaya çıkmaktadır. D vitamini sentezini uyaran da UVB’dir. UVB aynı zamanda güneş yanıkları ve bronzlaşmanın da kaynağıdır. Bazı çalışmalarda güneş koruyucusu uygulanmasının D vitamin düzeylerini azaltmadığı açığa çıkmıştır. Diğer yandan bazı çalışmalarda, güneş koruyucusu uygulanmasının aslında D vitamin düzeylerini azalttığı saptanmıştır.  

Güneşten koruyucu ürün gurupları

Güneş koruyucu ürünün etkinliği ve estetik sonuçlar ürünün özelliklerinde bağlıdır. Losyon ve kremler olarak bilinen gurup en yaygın güneş koruyucu taşıyıcılarıdır. Elbette ticari olarak pek çok çeşit formülasyon mevcuttur ve genellikle kişisel tercihlere göre seçilmektedirler. Bunlar;

Temizleyiciler

Deride güneş koruyucunun çökelmesini sağladığını iddia eden bir temizleyiciler mevcuttur. Bu, yağlı güneş koruyucuların verdiği histen hoşlanmayanlar için iyi bir tercihtir. Bununla birlikte şu an için, bu türden temizleyici güneş koruyucuların nasıl etkili olduğu ile ilgili veri eksikliği söz konusudur. Daha fazla kanıt gerekli olduğundan, uzun süreli güneşe maruz kalma söz konusu olduğunda, bu ürünün daha güvenilir bir güneş koruyucu ile kombine kullanılması önerilmektedir.

Losyonlar ve Kremler

Losyonlar, normalden yağlıya dönük derili kişiler tarafından daha fazla tercih edilmektedir, çünkü viskoziteleri daha düşüktür (daha akışkandırlar), daha kolay sürülürler ve daha az yağlıdırlar. Karma deri için de losyonlar uygundur, fakat kuru derili hastalar genellikle kremleri tercih ederler. Bu ürünler ideal güneşten koruyucular olurlar, çünkü en etkili aktif bileşenler bir emülsiyonun lipid fazına dahil edilebilirler. Daha yüksek SPF’li ürünler daha fazla güneş koruyucu yağ içerdiklerinden ağır ve yağlı bir hisse neden olurlar.

Yağlar

Yağların tek avantajı kolay sürülmeleridir, ancak deride daha az güneşten korunmaya yol açacak şekilde ince yayılırlar. Tüketiciler deri üzerindeki yağlı, kirli his nedeni ile yağlardan hoşlanmama eğilimindedirler.

Jeller

Erkek hastalar ve derisi yağlı olanlar jelleri tercih etme eğilimindedirler. Güneşten koruyucu kullanırken egzersiz yapmaya hazırlanan kişiler için su bazlı jeller uygundur, çünkü alkol bazlı jeller gözlerde yanma ve batmaya neden olabilirler.

Spreyler

Spreyler son yıllarda, özellikle çocuklarda kullanım açısından popüler olmuştur. Vücudun geniş alanlarına uygulamada spreyler iyi bir seçenektir. Kullanırken, güneşe açık tüm vücut kısımlarının kaplanmış olmasını sağlamaya dikkat edilmelidir.

Stripler

Yağda çözünebilir güneş koruyucu bileşikleri içeren stripler mevcuttur. Bu formülasyonları koyulaştırmak için bal mumu ve vazelin eklenmektedir. Stripler dudak, kulak, burun ve göz çevreleri gibi dar ve çıkıntılı alanları korumada etkilidir. Stripler egzersiz ve su aktiviteleri sırasında kullanım açısından diğer formülasyonlardan daha üstündür, çünkü daha uzun süre dayanır ve gözleri tahriş edecek şekilde erime eğilimleri yoktur.

Makyaj ürünleri ile güneşten koruyucuların birlikte kullanımı

Güneş koruyucu bileşikleri artık pek çok makyaj fondöteninde yaygın olarak bulunmaktadır. Çoğu yüz fondöteni, TiO2 gibi bileşenler ve ürünü renklendirmek için kullanılan pigmentler sayesinde bir miktar güneşten korunma sağlamaktadır. TiO2, bu ürünlerin bir kısmının SPF’sini arttırmak için özellikle eklenmekte, fakat daha opak bir fondöten oluşmasına yol açmaktadır. Sonuç olarak, kimyasal güneş koruyucular koruma sağlamak için daha sık eklenmektedir. Bununla birlikte her güneş koruyucu bileşiği, makyaj fondötenlerine eklenme açısından uygun değildir. Örneğin Parsol UVA’yı etkili bir şekilde engellemekte, fakat makyaj fondötenlerinde kullanılan demir oksit ve diğer pigmentlere maruz kalınca inaktive olmaktadır.

Üreticiler son birkaç yıldır, güneş koruyucu bileşikler içeren saç bakım ürünleri, özellikle şampuan ve saç şekillendiriciler üretmişlerdir. Çoğu güneş koruyucu bileşiği suda çözünebilir olduğundan ve saç bakım ürünlerinin çoğunun yıkanarak uzaklaştırılması istendiğinden, bu gibi bileşikler muhtemelen yıkanarak atılır ve etkisiz hale gelirler. Etkinliklerini kanıtlayan herhangi bir veri olmasa da, saçtan uzaklaştırılmayan bakım ürünlerinin kıl dibine bir miktar koruma sağlama olasılığı fazladır.

Giysiyle Güneşten Korunma

UV koruma faktörü (UPF), güneş koruyucular için kullanılan SPF’ye benzer şekilde, giysiler için yararlı bir koruma ölçüm kılavuzudur. Giysi UPF belirleme metodu, UV’nin kumaştan geçmeden önce ve sonra şiddetini kaydetmek için bir UV ışın kaynağı ile bir ışık dedektörünün kullanılmasını içermektedir.

Yaz giysilerinin yaklaşık %90’ının 10’dan yüksek UPF’ye sahip olduğuna ve SPF-30 veya daha yüksek güneşten koruyucularla eşit koruma sağladığına; bu giysilerin yaklaşık %80’inin değerinin 15’i geçtiğine ve normal güneşe maruz kalma durumlarında neredeyse tam koruma sağladığına inanılmaktadır.

Giysileri yıkamak UPF’yi güçlendiriyor gibi görünmektedir. Pamuklu giysilerin yıkama işlemiyle küçüldüğü iyi bilinir. Bu nedenle, yıkama ile kumaşın iplikleri arasında “gözenekler” olarak da bilinen aralıkların daraldığı anlamını çıkarmak mantıklıdır.

UPF, kumaşların UV emici ajanlar içeren deterjanlarla yıkanmasıyla daha da arttırılabilir. Tinosorb, çamaşıra eklendiğinde kimyasalın pamuk kumaşa güçlü bir şekilde bağlanmasını sağlamaktadır.

Araştırmacılara göre kumaşlardan UVB’ye göre daha fazla UVA geçişi olmuştur.

Güneşe maruz kalan deriyi korumada giysiler önemli bir rol oynasalar da, şapkalar da yararlı ek kıyafetlerdir. Geniş kenarlı bir şapka takmak 5 civarında bir SPF sağlayabilir.

Güneş gözlüklerinin güneşe maruz kalma açılarını küçülterek sağladığı kapsama şapkalar da ilave koruma ekleyebilirler

Pencere Koruyucuları

UVB ışınları geçemezken, UVA ışınları camdan geçebilir. Başlangıçtaki kızarıklığa neden olan ışınlar UVB ışınları olduğundan, fark edilmeden büyük miktarda UVA’ya maruz kalınabilir. UVA ışınlarını bloke eden pencere koruyucuları mevcuttur.

Llumar UV Filtresi, Deri Kanseri Kurumunca önerilmektedir, çünkü 320-380 nm aralığındaki UVA ışınının yaklaşık %99.9’unu engellediği gösterilmiştir. Bu koruyucu tabakalar UVA’ya maruz kalışı azaltmak için araba, tekne ve ev pencerelerine yerleştirilebilirler.

UV sistemik korunma

Kimyasal önleme, hastalıkların diyetsel manipülasyonlar veya farmakolojik girişim yoluyla önlenmesi anlamına gelmektedir. İnsanlarda potansiyel kimyasal önleyici etkinliğe sahip olduğu belirlenen ajanlar arasında retinoidler  ve düşük yağlı diyetler  bulunmaktadır. Ek olarak yeşil çaydan izole edilen bir polifenolik kısmın, güneş koruyucu özelliği bulunmaktadır.

 

Dizayn